Kûtü’l-Amâre – Unutturulan Zafer

kutul-amareBirinci Dünya Savaşı’nın başlamasının üzerinden 1,5 ay geçmişti ki Bağdat’taki küçük bir kasaba olan Kûtü’l-Amâre, birden Irak-İran Cehpesi’nin en hararetli harp sahası haline geldi. Zira yıllardır devam eden politikaları gereği Bağdat’ı ele geçirmeye çalışan İngiliz birliklerinden bir kısmı, bu kasabada Osmanlı kuvvetleri tarafından kuşatılmıştı. Esaretleriyle neticelenecek bu muhasara, aynı zamanda İngilizlerin o tarihe kadar aldıkları en büyük yenilgi olacaktı. Osmanlı ordusunun unutturulan Küt zaferinin hikâyesi…

İngiltere’nin başı çektiği batılı devletler 20. yüzyılda Osmanlı sınırları içerisindeki Arap bölgelerinde faaliyetlerini, yoğunlaştırarak devam ettiriyorlardı. Aşiretler üzerinde etkili bir çalışma yapan İngilizler, Osmanlı Devleti ile bölge halkının “gönül bağını” koparmak için propagandanın bütün unsurlarını yoğun bir şekilde kullanmaktaydılar. Zira, Osmanlı Devleti’nin bölgeden çıkarılmasını kendi menfaatleri için elzem görüyorlardı. Gittikçe artan rekabet, 1914 tarihinde dünyayı savaşın eşiğine getirmişti. Bu gerilim, devletlerin çeşitli anlaşmalar yapmasına neden olacaktı. Zoraki müttefikimiz Almanya, Bağdat Demiryolu Hattı üzerindeki menfaatlerini koruyabilmek için Şubat ayında Fransa’yla, daha sonra da Haziran ayında İngiltere ile birer anlaşma imzaladı.

Batılı güçlerin kendi aralarında Osmanlı’yı paylaşım anlaşmaları devam ederken Osmanlı Devleti Rusya, Fransa ve İngiltere ile ittifak için görüşmeler gerçekleştiriyordu.

Bu devletlerin Osmanlı Devleti’ni parçalama noktasındaki düşüncesi Osmanlı Devleti’nin kendileri ile ittifak çabalarını boşa çıkarmıştı. Bu durum, Osmanlı hükümetini Almanya’ya yöneltti.

Almanya, Avusturya-Macaristan veliaht prensine suikast düzenlendiği tarihe kadar Osmanlı Devleti’ne karşı mesafeli durmuş, Temmuz 1914’ün sonlarına kadar ise Osmanlı Devleti’ne olumlu cevap vermemişti.

Fakat Avusturya’nın Sırplara savaş ilanıyla iyice gerilen hava, Almanya’yı Osmanlı Devleti ile ittifaka mecbur bıraktı. Bu gelişmelerden sonra “zoraki müttefikimiz” Almanya ile 2 Ağustos

1914 tarihinde imzalanan ittifak anlaşmasıyla Osmanlı Devleti savaşa girmiş oldu.

İngilizlerin On Asya Planları

Cihan 1 larhi’nin başlaması ile birlikte İngilizlerin önem verdiği cephelerin başında Irak gelmekteydi. Uzun yıllar Basra Körfezi’nde siyasî ve ticarî olarak faaliyet gösteren İngilizlerin Irak Cephesi’ni açmasında pek çok sebep mevcuttu. Bu sebepler;

  1. Türklerle Arapların gönül bağını koparmak,
  2. Hindistan ticaretinin güvenliğini sağlamak,
  3. Irak ve İran’daki petrol bölgelerini kontrol altında tutmak,
  4. Almanların Ön Asya’ya (Anadolu, Suriye, Filistin, Arabistan, Irak ve İran) girmesini engellemek,
  5. Anadolu’nun güneyden kuşatılmasını sağlamak,
  6. Bölgede bulunan diğer milletlerin ayaklanmasını sağlamak,
  7. Basra Körfezi’ni tam manası ile kontrol altına alarak denizlerdeki hâkimiyetini pekiştirmek,
  8. İngiliz nüfûz ve otoritesinin Arap coğrafyasında tesis edilmesini sağlamak,
  9. Hilafet makamını Araplar nezdinde zayıf gösterme çabalarıdır.

İlk Hedef: Petrol Bölgeleri

Zaten yıllardır bu emellerin peşinde olan İngilizler, I. Dünya Savaşı başlar başlamaz harekete geçmiş ve 6 Kasım 1914’te Fav’a çıkarma yapmıştı. Bölgedeki ilk saldırı aynı gün Fav’daki Osmanlı birliklerine düzenlendi. Öncelikli hedefleri petrol bölgelerine hâkim olmaktı.

Bu maksatla İngilizler 7 Kasım 1914 tarihinde Abadan’a yerleştiler. Daha sonra da Basra’yı ele geçirme planını devreye soktular.

Cihad-ı Ekber Korkusu

Birçok cephede savaş devam ederken İngilizlerin en çok çekindiği şey, Osmanlı Devleti’nin ilan etmiş olduğu Cihad-ı Ekber’di. İngilizler savaşın hemen başında cihadın etkisi ve halifenin manevî konumunun Mısır, Hindistan ve Basra Körfezi başta olmak üzere İslâm coğrafyasında kendilerine karşı ciddi bir ayaklanma meydana getirme ihtimalinden endişe etmekteydiler.

Nitekim, hilafet merkezi olan İstanbul’u ele geçirmek üzere saldıran İtilaf Devletleri’ne karşı, 14 Kasım 1914 tarihinde oldukça hassas bir şekilde hazırlanmış olan Cihad-ı Ekber fetvası ile tüm Müslümanlar İngiliz, Rus ve Fransızlara karşı savaşa davet edilmişti.

Cihadın ilanından sonra gerek Osmanlı Devleti gerekse Almanya, Müslümanların İngilizlere karşı topyekûn ayaklanacağını beklemekteydiler. Ama bölgedeki aşiretler, cihadın ilanı ve yayınlanan fetvalara destek noktasında ikiye bölünmüştü. İngilizlerin karşı propagandası, nüfuzlu aşiretlerin önemli bir kısmının cihada katılmasını engellemişti.

Bu beklenmedik durum karşısında Osmanlı Devleti de İngilizlere karşı Arap aşiretlerinin kendi yanında yer alması için gayret gösterdi. Bölgedeki aşiret liderlerine hediyeler gönderilip devletin birlik içerisinde düşmanla mücadele etmesi gerektiğine dair mektuplar yazıldı.

Cihadın ilan edilmesi ile birlikte yaşanan propaganda mücadelesi devam ederken Abadan ve Ahvaz hattına yerleşen İngilizler, fazla bir mukavemetle karşılaşmadan Basra’ya doğru ilerleyerek 22 Kasım 1914 günü şehri işgal etti. Böylece Basra vilayetini ele geçiren İngilizler, savaşın başında epey moral bulmuştu.

İngiliz birlikleri için Basra’dan sonra sırada Kurna vardı. Kurna, Basra’nın güvenliği için oldukça önemli bir mevki idi. 9 Aralık’ta burayı da ele geçiren İngilizler, savaş planlarını artık Kurna üzerinden yaptılar. Böylece Şattülarap Nehri’nin girişinden körfeze kadar olan bölgede kontrolü ele geçirdiler. Sonra Nasıriye’ye doğru yürüdüler.

Süleyman Askerî Bey İngilizlere Karşı

Bu gelişmeler olurken Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın önemli isimlerinden, daha önce Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nda gayr-i nizamî harp tecrübesi bulunan Süleyman Askeri Bey, Ocak 1915’te Irak ve Havalisi Genel kumandanı tayin edildi. Süleyman Askeri Bey’in hedefi, aşiretlerin desteğini sağlayarak Osmanlı birliklerinin sayıca az olduğu bölgelerde İngilizleri durdurmaktı. Bu maksatla, emrindeki “Osmancık” taburu ve müfreze ile İngilizlere karşı harekete geçmişti. Aşiretlerden topladığı kuvvetlerle Kurna’ya doğru yürüyen Süleyman Askerî Bey, Rota civarında İngilizleri durdurmayı başardı.

Fakat ne hazindir ki bu muharebede Süleyman Askeri Bey yaralanmıştı. Buna rağmen Basra ve Şuayyibe bölgesindeki İngiliz birliklerine karşı yeni bir taarruz kararı aldı ve 13-14 Nisan 1915 tarihlerinde Şuayyibe’de İngilizlerle yeniden karşı karşıya geldi. 14 Nisan’da İngilizleri kısmen durdurabilmişse de İngilizlerin yoğun top ateşinden sonra aşiretlerden oluşan birliklerin dağılması, ağır kayıpların verilmesine sebep olmuştu. Muharebedeki başarısızlık üzerine derinden üzülen Süleyman Askeri Bey, Bercisiyye civarında canına kıydı (14 Nisan 1915). Aşiretlerin mevzilerini terk etmesi ve Süleyman Askeri Bey’in planladığı şekilde muharebe etmemeleri, Şuayyibe Muharebesi’nin kaybedilmesindeki en büyük sebeptir.

Süleyman Askerî Bey’in yerine 20 Nisan 1915 tarihinde Irak ve Havalisi Genel Kumandanı olan Albay Nureddin Bey Ingilizleri durdurmak için hemen harekete geçti. Şuayyibe mağlubiyeti Osmanlı askerini olumsuz etkiletmişti. İngilizler hu durumu değerlendirerek bir an evvel Bağdat’a ulaşmak istiyorlardı. Bu maksatla önce Amare ve Nasıriye’yi ele geçirmek için harekete geçtiler ve Temmuz 1915’te buna muvaffak oldular.

Hedef: Kûtü’l-Amâre

Kazandıkları başarılar, İngilizlere Kûtü’l-Amâre ve Bağdat’a doğrudan hücum cesaretini vermişti. İngiltere için Kûtü’l-Amâre, Bağdat’ı ele geçirmek için mutlaka alınması gereken bir hedefti. İngilizlerle 26-28 Eylül 1915 tarihleri arasında şiddetli çatışmalar yaşanmıştı. Albay Nureddin Bey’in emri ile Osmanlı birlikleri taktik gereği Kûtü’l-Amâre’yi bırakarak Selman-ı Pak’a çekildi. Böylece İngilizler Kûtü’l-Amâre’yi 29 Eylül 1915 tarihinde ele geçirdi.

Bu arada bölgedeki Osmanlı ordusunda idari bir değişiklik yapıldı. Irak ve Havalisi Genel Komutanlığı takviye edilerek 6. Ordu’ya dönüştürüldü. Kumandanlığına da Alman Yon Der Goltz getirildi.

İkiye Bölünen Araplar

Kûtü’l-Amare’nin İngilizler tarafından işgali, Osmanlı hükümetini harekete geçirmişti. Özellikle Irak Cephesi’ndeki aşiretlerin bir kısmının İngilizlerle hareket etmesi, önemli şehirlerin İngilizlerce işgalini kolaylaştırıyordu. Diğer taraftan Osmanlı yanlısı İbn Reşid ve İngiliz taraftarı İbn Sutıd’un çekişmesi, İbn Reşid’in  Kûtü’l-Amâre’deki Osmanlı birliklerine destek vermesini zorlaştırmaktaydı.

Başkumandan Vekili Enver Paşa ise, aşiretlerin , arasındaki bu çekişmeden oldukça rahatsızdı. Aşiretlerin kendi aralarındaki çekişmeleri yüzünden devletin ve İslâm’ın zarar gördüğünü düşünmekteydi ve bu düşüncesini aşiretlere de bildirdi.

İbn Suud’a “Avrupa’da zuhur eden harp dolayısıyla bütün âlem-i İslâm tehlikededir.” diyerek ondan, İbn Reşid’e saldırmamasını istemişti. Enver Paşa ayrıca “Kuvve-i Islâmiye müttehiden (İslâm kuvvetlerinin birlikte) çalışarak hem vatan-ı Islâmiye’yi hem de esarette bulunan dindaşlarımızı tahlis (kurtarma) zamanıdır…” diyerek Müslümanların ortak hareket etmesi gerektiği üzerinde hassasiyetle durmuştur.

Enver Paşa, Kûtü’l-Amâre’nin İngilizlerin eline geçmesinden sonra İbn Suud’dan, kuvvetlerini Basra’ya göndererek Osmanlı Devleti ile birlikte hareket etmesini talep etmişti. Ayrıca İbn Suud ve taraftarlarına “Allah aşkına sözümüzü dinleyip dostumuzu ağlatıp düşmanımızı güldürecek ahvalden uzak durunuz ve çabuk cevap veriniz.” diyerek bir an evvel devletle hareket etmesi yönünde talimat vermişti.

Dönüm Noktası: Selman-ı Pak

Kûtü’l-Amâre’den sonra İngilizler, 3 Ekim 1915 tarihinde Dicle Nehri’nden ilerleyerek Aziziye’yi de ele geçirdi. İşgal sırasında Osmanlı birliklerini geriye çeken Albay Nureddin Bey, vermiş olduğu bu kararla birlikleri ağır bir zayiattan kurtarmıştı. Fakat aslında İngilizlerin tarihlerindeki en ağır yenilgilerinin ilk safhası da böylece başlamış oluyordu. Zira yaklaşık iki ay sonra cereyan edecek Selman-ı Pak Muharebesi, İngilizlerin ele geçirdikleri Kûtü’l-Amâre’de uzun sürecek olan bir kuşatmanın ilk adımı idi.

Komuta kademesinden erine kadar herkes, Selman-ı Pak’ın Bağdat’a giden hatta son durak olduğunun farkındaydı. Eğer düşman bu hatta durdurulamaz ise Bağdat düşebilirdi. İşin nihayetinde, 24-25 Kasım 1915 tarihlerinde İngilizlerin taarruzuyla Selman-ı Pak’ta şiddetli çatışmalar yaşandı. Daha kurmay bile değilken Nureddin Bey’in burada kurduğu savunma hattı ve Osmanlı birliklerinin kahramanca mücadelesi, İngiliz kuvvet komutanı General Townshend’ı hayrete düşürmüş ve birliklerine geri çekilme emri vermekten başka seçenek bırakmamıştı.

Bu sırada, İngiliz birliklerinde azımsanmayacak bir rakama sahip Hintli Müslümanların sesi yükselmeye başladı. Bu tarihlerde, Hintli Müslümanları uyandırmak için Bağdat’ta basılan Arapça beyannamelerin bir şekilde bu askerlere ulaştırılmasına çalışılıyordu.

Nitekim propagandalar bir noktaya kadar başarılı oldu ve Müslüman Hintli askerlerden bazıları İngiliz ordusundan ayrılıp Osmanlıya katıldı.

Diğer taraftan, ağır bir yenilgi ile karşı karşıya kalan General Townshend, General Nixon’dan Aziziye’ye çekilmek için izin istemişti. Albay Nureddin Bey ve emrindeki Osmanlı birliklerinin kovaladığı İngilizler, 3 Aralık’ta kendilerini güç bela Kûtü’l-Amâre kalesine attılar. Böylece Küt kuşatması başlamış oldu.

Bağdat’ta Noel Kutlayacaklarmış!

Selman-ı Pak Muharebesi’ne kadar elde ettikleri başarılardan dolayı Bağdat’ı kolay bir şekilde alacaklarını ve Noel’i (yılbaşı) Bağdat ta kutlayacaklarını düşünen İngiliz komuta kademesinde endişeli bir hava esmeye başlamıştı.

Kût’a çekilmek zorunda kalan İngiliz komutanlar, Ruslarla acil olarak birlikte hareket edilmesi gerektiğini, aksi takdirde bölgedeki petrol yataklarının ve İngiliz birliklerinin sıkıntıya düşeceğini Hindistan’daki karargâha bildirmeyi de ihmal etmediler.

Kûtü’l-Amâre’de sıkışan İngiliz birlikleri Rusların ilerlemesini beklerken Nureddin Bey kumandasındaki Osmanlı askerleri 8 Aralık günü İngilizleri üç taraftan yoğun top ateşi altına aldı. Nureddin Bey’in ‘teslim ol’ çağrısına olumsuz cevap verse de General Townshend’in ümidi her geçen gün azalmaktaydı.

Ali İhsan Bey’in Sabis Zaferi

İngiliz birliklerinin Kût’taki Osmanlı kuşatmasını yarmak için harekete geçtiği 3 Ocak 1916 tarihini takip eden günlerde, Goltz Paşa ile Nureddin Bey arasında yaşanan bir tartışma neticesinde Nureddin Bey görevden alınmış ve yerine 10 Ocak 1916 tarihinde Albay Halil Bey getirilmişti.

Mart ayına gelindiğinde ise İngilizler, karadan keşif faaliyetlerini artırdı. İmam Muhammed ve Felâhiye bölgelerinde havadan ve karadan yoğun top atışı yaparak Osmanlı mevzilerini dağıtmaya çalışıyorlardı. Bu durum Osmanlı birliklerinin savunma insicamını bozarken çok sayıda şehit vermesine sebep oldu.

Bu arada Ali İhsan Bey kumandasındaki birlikler, 8 Mart günü Sabis civarında İngilizlerle şiddetli bir muharebeye tutuştular. Bu muharebede, Osmanlı Devleti’nin yanında savaşa giren aşiret birliklerinin de desteğiyle düşman bir kez daha yenildi ve iyiden iyiye sıkıntıya düştü.

İngilizler, 1916 Nisanının ortalarında Kûtü’l-Amâre kuşatmasını yarmak için yeniden taarruza geçtiler ve 17-19 Nisan 1916 tarihlerinde Beyt-i İsa civarında Osmanlı kuvvetleri ile karşılaştılar. Fakat yapılan muharebede İngilizler yine püskürtüldü ve hatta arkalarında çok sayıda top ve tüfek bıraktı.

Sözünü Tutmak İstemeyen Kumandan

Kuşatma altındaki İngiliz birliklerinin direnecek gücü kalmamıştı. Özellikle iaşe sıkıntısı İngilizleri zorluyordu. Osmanlı kuvvetlerinin üst üste başarı kazandığı esnada, 19 Nisan 1916’da 6. Ordu Kumandanı Goltz Paşa öldü. Yerine, Enver Paşa’nın kendisinden küçük amcası Halil Paşa tayin edildi.

Halil Paşa, İngilizlerin içinde bulunduğu psikolojik durumu bildiğinden dolayı İngilizlere karşı askerî baskıyı artırmıştı. Evvelâ General Townshend’e bir mektup yazarak halkın şehirden çıkarılmamasını istedi. Çünkü daha önce halkın çıkarılması yönündeki talepleri kabul etmeyen Townshend, şimdi de iaşe sıkıntısı sebebiyle halkı bir an evvel şehirden çıkarmaya çalışıyordu. Fakat Halil Paşa halkın çıkarılmasını istememiş ve Townshend’a, sözünü tutmayan bir komutan

Kût’da da Lawrence

İngilizler artık acı gerçeğin farkına varmıştı. Kuşatma altındaki birliklerinin kurtarılması imkânsızdı.

Nihayet İngiliz yetkililer, müzakere için çaresizce onay verdiler ve Yüzbaşı Aubrey Herbert ve Yüzbaşı Lawrence’i Osmanlı Devleti ile müzakere yapmak üzere görevlendirdiler.

Halil Paşa, para teklifi dâhil İngilizlerin taleplerini kabul etmeyince ilk görüşmeler olumsuz geçmişti. Bunun üzerine görüşmeyi gerçekleştiren İngiliz heyeti Halil Paşa ya teklif edilen bir milyon sterlinin artırılması yönünde karar aldı ve Halil Paşa’yı ikna için para teklifini iki katına çıkardı. Fakat Halil Paşa Osmanlı Devleti’nin para ve silaha ihtiyacı olmadığını söyleyerek İngilizlerin teklifini reddetti ve teslim olmamaları halinde taarruz edeceğini bildirdi.

General Townshend yazmış olduğu mektupta para ve ellerindeki tüm mühimmat karşılığında serbest bırakılarak Hindistan’a gitmelerine izin verilmesini ısrarla istiyordu. Bu talebine gerekçe olarak da, esir alındıklarında Osmanlı Devleti’nin kendilerine gerek iaşe noktasında, gerekse er ve subayların maaşlarının ödenmesi noktasında bakamayacağı bahanesini öne sürmüştü.

Halil Paşa ise General Townshend’a vermiş olduğu cevapta, Osmanlı Devleti’nin maddi olarak her hangi bir sıkıntı yaşamadığını ve yeteri kadar erzakının olduğunu söyleyerek tekrar, teslim olmasını istedi. General Townshend da nihayet, Halil Paşa’nın bu kararlı duruşu karşısında 27 Nisan 1916 tarihinde müzakere talep etti.

Müzakereler esnasında kendi şartlarının kabul edilmemesi halinde bütün ateşli silahları imha edeceğini söyleyen Townshend, 29 Nisan günü Osmanlı karargâhında teslim protokolünü imzalıyordu.

Aynı gün içerisinde bütün ateşli silahları imha ederek emrindeki kuvvetlerle Osmanlı birliklerine teslim oldu.

Esir alınan İngiliz askerleri

General: 5, ikisi hasta
İngiliz subay: 272
İngiliz askeri: 2592
Hintli subay: 204
Hintli ve sair asker: 6988
Gayr-i Muharipler: 3248
Toplam: 13.,309 (1306*sı hasta ve yaralı)

İngilizlerin En Ağır Yenilgilerinden Biri

Binbaşı Nazmı kumandasındaki 3’üncü Piyade Alayı, Kût’ükAmare’ye giren ilk Osmanlı birliği oldu. 29 Nisan 1916 tarihinde Kûtü’l-Amâre’ye Osmanlı bayrağı yeniden çekildi. Uzun zamandır yiyecek sıkıntısı çeken İngiliz askerleri sağlık kontrolünden geçirildi.

Şehrin teslim alınmasından sonra Halil Paşa, Miralay Kazım Karabekir ile birlikte General Townshend’ı Kûtü’bAmâre’de kaldığı evde ziyaret etmişti. Ziyaret esnasında General Townshend kılıç ve silahını titreyen elleriyle Halil Paşa’ya teslim etmek istedi. Halil Paşa ise “Bunlar şimdiye kadar sizindi, bundan sonra da öyle olacak” diyerek âlicenaplık gösterdi.

Kûtü’-Amâre’de çok fazla esir veren İngilizlerin bu durumu, dünya kamuoyunda şaşkınlıkla karşılandı. İngilizlerin imajı Çanakkale’den sonra bir kez daha sarsılmıştı. Osmanlı birliklerinin kahramanca mücadele etmesi neticesinde teknik açıdan ve sayıca üstün kuvvetlerine rağmen İngilizler, tarihlerinin en ağır yenilgilerinden birini daha almıştı. Üstelik İngilizler,

Küt’tâki 13 bin askerlerini kurtarmak için uğraşırken 22 bin kadar kayıp verdi. Savaşın başından İngilizlerin teslim alındığı tarihe kadar Osmanlı tarafının kaybı ise 15 bin civarında şehid ve yaralı idi. Sayıları çok olmasa da askerlerimizden bazıları, çöl soğukları sebebiyle şehid olmuş veya hastalanmıştır.

Kûtü’l’Amâre Zaferi başta Osmanlı Devleti olmak üzere tüm Müslüman dünyasında sevinçle karşılanmış ve savaşın Osmanlı Devleti lehine biteceği ümitlerini artırmıştı. 4 ay 23 gün süren kuşatma neticesinde elde edilen Kûtü’l’Amâre Zaferi İngilizlerin Bağdat’a girişlerini geciktirdiği gibi Irakdran Cephesi’ndeki muharebeleri ve İngiliz planlarını bozmuştu. Bu büyük zafer, Türk milletinin emperyalist düşünceye karşı vermiş olduğu bir cevap olarak ebediyen yaşayacaktır. Bu zafer 6. Ordu Harekât Şube Müdürü Mehmed Emin Bey’in ifadesiyle “Plevne’nin bir eşi ve Çanakkale’nin bir zeyli olarak tarihe geçecektir”.

Kendi Gelen Vapuru

Kûtü’l’Amâre’de kuşatma altında bulunan İngilizlerin gün geçtikçe ümitsizlikleri artmaktaydı. İngiliz askerlerinin iaşe sıkıntısı çekmesi ve moral düşüklüğü, Genaral Tovvnshend’ı zor durumda bırakmıştı. İngiliz takviye kuvvetlerinin Kûtü’l’Amâre kuşatmasını yaramaması, kuşatma altındaki birliklerinin iaşe sıkıntısını iyice artırmıştı. İngilizler bu sıkıntıyı, havadan attıkları yiyeceklerle çözmeye çalıştı. Tovvnshend ise devamlı olarak Hindistan’daki karargâhtan yardım istiyordu.

Bu arada, kuşatma altındaki İngiliz birliklerine yardım getiren Julnar Vapuru, Osmanlı birliklerinin eline geçmişti. İngilizlere en az iki ay yetecek kadar erzak getiren bu vapurun Osmanlı eline geçmesi, kuşatma altındaki Tovvnshend’ı derinden sarsmıştı.

Böyle beklenmedik bir şekilde ele geçirilen vapura, Kendi Gelen ismi verildi.

yaralikutarslani

Osmanlıların Kût’taki zaferini temsil eden bir Alman karikatürü.

Karikatürün altında “Avrupa’nın hasta adamı aslan terbiyecisi oldu.” Yazmaktadır.

Almanlar da Zaferi Kutladı

Berlin Sefareti’nden gelen 30 Nisan 1916 tarihli telgrafta, Kûtü’l-Amâre’de kazanılan zafer sebebiyle Almanya’da okulların bir gün tatil edildiği ve çeşitli kutlamalar yapıldığı bildiriliyordu:

“Kûtü’l-Amâre muzafferiyeti üzerine imparator, mekteplerin bir gün tatilini emretmiştir ve Berlin donatılmıştır. Hüsn-i tesir pek ziyadedir. Harbin başından beri mühim bir İngiliz askerî birliğinin toptan teslimi ilk defa bize vaki olduğu söylenmekte ve mahzuziyetimize vesile olmaktadır. Acizane tebriklerimi, padişahımızın yüce makamına ve hükümetimize ve Ordu-yı Hümâyûn’a arz ederim.”

 

Kaynaklar ATASE, D:32, K:003, F: 05; BOA, DH.SYS; HR.SYS; ATAŞE Başkanlığı, Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi Irak-Iran Cephesi, Ankara 2002; Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılâbı Tarihi, Ankara 1991; Sezai Dumlupınar, Birinci Dünya Savaşı Süreci’nde Basra Körfezinde Osmanlı-İngiliz Nüfuz Mücadelesi, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Bölümü, İstanbul 2015; Fahri Belen, Birinci Cih an Harbi’nden Türk Harbi 1916 Harekâtları, Ankara 1996; Edmund Dane, Biritish Campaigns İn The Nearer East,1914- 1918, London 1918; Frederick Moberly, The Campaign in Mesopotamia, London 1923.

Yazının Tamamı YEDİKITA Dergisi Nisan 2016 Sayı 92’den Alınmıştır.

Yazarı: Dr. Sezai DUMLUPINAR – İstanbul Üniversitesi -Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü

Teşekkürler

Yorum Yapmak İçin E-Posta, WordPress.com, Twitter, Facebook ve Google+ Hesaplarınızı Kullanabilirsiniz